Peygamber Efendimiz, “son derece nazik, nezih, zarif, latif ve ince düşünceli” idi. Edep, terbiye ve görgü kurallarını hayatında en güzel ve en ideal şekliyle uyguluyordu. Çevresindeki kişilerin rahatsızlık verici tavırlarını her zaman güzellikle uyarmış, onların gönüllerini almış ve büyük bir sabır ve emekle onları eğitmiştir. Ve bu ahlakıyla da tüm müminlere çok güzel bir örnek olmuştur.

Hz. Ayşe (ra),
“Resulullahtan daha güzel ahlâka sahip hiç kimse yoktur. Ashabından ve ailesinden birisi kendisine seslenince, ‘Buyurun’ diye karşılık verirdi. Bu sebeple Allah, ona,
”SEN YÜKSEK BİR AHLÂK ÜZERESİN” buyurmuştur” diyerek Peygamber Efendimizde gördüğü güzel ahlakı anlatmıştır.

Peygamber Efendimizin evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)’in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:
“Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah elini çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı.”
“Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali’ye ‘Ebû Turab’, bir başka Sahabîsine ‘Ebû Hüreyre’ gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı.”

“Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi.

“Resul-i Ekrem’e on sene hizmet ettim. Vallahi, bana ‘Öf’ bile demedi. Yapmakta geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi, ailesinden azarlayan olursa, onlara da, ‘Ona dokunmayın. Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı’ buyururdu.”

“Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu. Huzurlarından çıktıktan sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım. Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu. Döndüğümde baktım ki, kendisi. Gülüyor. Bana: ‘Enesçiğim sana söylediğim yere gittin mi?’ dedi.
‘Hayır, daha gitmedim, gideceğim’ dedim.
‘Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi bir defa olsun yaptığım bir iş için ‘Niçin yaptın?’, yapmadığım bir iş için ‘Niçin yapmadın?’ dediğini hatırlamıyorum.”
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca binlerce insanı eğitmiş, dini, güzel ahlakı bilmeyen insanların güzel tavırlı, ince düşünceli, fedakar, üstün ahlaklı insanlar olmalarına vesile olmuştur. Kendisinden sonra da sözleri, tavrı ve ahlakı ile milyonlarca insanın eğitimine vesile olan Peygamberimiz (sav), çok hayırlı bir yol gösterici ve eğiticidir.

Allah’ın habibi, iki cihanın serveri, aşıkların baş tacı, ulaşanların miracı , makamı Mahmut’un gerçek sahibi, dertlilerin sahibi, Hak yolcularının önderi. Senin kapına baş koyup da Eli boş dönen bir kimseye rastlanmaz. Çünkü senin kapın varlık kapısıdır. Biz âcz ve yokluk içinde kıvrananlar senin kapına gelip varlık talep ederiz. Çünkü kölesinin esaret zincirlerini kırıp, ona ebedi hayatı bahşeden efendisin.

Çünkü sen Ahmet’sin, Muhammed’sin, Mustafa’sın ve Mahmut’sun.

Aşkımızın mihrabındaki gül… Alemlere rahmet olarak gönderilen bir resûlsün…

Çöl sıcağındaki bir kevser şelâlesisin…

Teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şulesi…

Sen onsekiz bin alemin emsali olmayan gülüsün…

Yaradanın sevgilisi ! “ levlâke levlâk “ hitabının muhatabı, hakikat incisinin sedefi, aşıkların mihrabı, züht ve takva ehlinin önderi, karanlıkları aydınlatan nur, alemlerin yaratılmasının sebebi, kalplerimize tevhid meşalesinin nurlarını saçarak bizi zulmetten nura gark edensin.

Tevhidin sırat-ı müstakimi. eşsiz sevgilinin en güzel, en sadık kulu ve hizmetkarısın…

HZ MUHAMMED aleyhisselâmın nazarında, cennetin de,cennet saraylarının da, cennet elbiselerinin ve nimetlerinin hiçbir kıymeti yoktur. Onun tertemiz kalbinde sadece rabbinin aşkı ve insanlara rahmet ve şefkat hissi vardır. Çünkü O alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Onun bütün arzusu Rabbinin izni ve rızasıyla ümmetinin azaptan kurtulmasıdır.

HZ MUHAMMED miracında Rabbine şöyle niyazda bulunuyor.

“Ya Rabbim.. Kıyamet günü,ben ümmetimin yanında bulunmadan,onları hesaba çekme.. Ümmetimi,babasız,yetimler gibi mahzun bırakma.”

Bu istek karşısında Allah cevaben; “EY HABİBİM.. NİYAZINI KABUL ETTİM. SEN, ÜMMETİNİN YANINDA BULUNMADIKÇA, ONLARI HESABA ÇEKMİYECEĞİM.” İşte bu yüzden o büyük muhasebe anında Peygamberimiz bizzat hazır bulunacaklar ve ümmetini yalnız bırakmayacaklardır.

Allah Muhammed ümmetine büyük lûtuflar da bulunmuştur.Bu ümmetin ömrünü kısaltmış ve bir hayırlı işine karşılık sayısız sevap bahşetmiş.Her kim işlediği günaha tövbe eder bir daha işlemez ise, o günah işlenmemiş gibi af edilir.

Hz Muhammed kıyamet gününde sürüsünü toplayan çoban gibi ümmetini toplayacak, Onlara rahmet ve merhamet edecek.

Ümmeti Muhammed cennete girmeden, diğer hiçbir peygamberin ümmeti cennete giremeyecektir. Bir başka lûtfu alemin her yeri bu ümmete mescit kılınmıştır.

Bu nedenle; Onun ümmeti olmak ne büyük bir nimettir. Onun hizmetinde olmak ne büyük bir şereftir. Sana ümmet olma şerefini bizlere bahşeden Allah’a hamd ederiz.